Entries (RSS)

31 Mart 2012 Cumartesi

Düşünme Üzerine

   Işık, soğuk çoğu zaman insanın içindeki o efsunlu düşünceleri kaçırır. Sabahın ilk ışıklarıyla düşüncelerinin oluştuğunu söyleyenler var. Bence onlar düşüncelerinin ancak ne zaman şekillendiğini biliyorlar.*
   Gözleriniz kapalı etraf karanlık; gece yatıyorsunuz, her yan sessiz. Siz söyleyin kuş cıvıltılarını dinlerken, arabaların korna sesleri, lastik izleri arasında insan nasıl kendi sesini dinleyebilir? Nasıl aklına gelen o 'şey'i hissedebilir? Yattığınızda sırt üstü, odanızdaki onca eşyaya rağmen hiç birşeyin varlığını görmüyorken, avuçlarınız boş, parmaklarınız saçlarınızın arasında, bir şeyi düşünüyorsunuz, kendi sesinizi içinizden dinleyerek konuşuyorsunuz. İçinizden okumak gibi. O an sadece onu anladığınız, mükemmelliğine vardığınız düşünceleri, ertesi gün de o kargaşanın içinde aynı mükemmellikte görebiliyor musunuz?**
   Gece sadece bir uyku vakti değildir, düşüncelerin oluşum sürecidir aynı zamanda. Gecelerinin tamamını uyuyarak geçiren insanlar sabahları bu sürecin bir kısmını -efsunu atılmış kısmı- yaşarlar. Bence düşünce gün içinde yaşanabilcek durumdur. Bütün gün duyduğunuz gördüğünüz hissettiğiniz her şey karanlığın içinden size gülümser. Siz o gülümsemeyi ertesi güne bırakırsanız, objektife her dakika gülen bir insan gibi git gide çenesi ağrımış, istemsiz, samimi olmayan bir hal alır o gülümseme. Size samimi gelmeyen neyi savundunuz şimdiye kadar? Eminim bir çok şeyi savunmuşsunuzdur. Ama gün gelip hepsinin elinizde kalacağını bile bile savunmuşsunuzdur...
   Tabi şimdi bunlar demek değil ki oturup bütün gece düşünelim. Sadece gün içerisindeki düşünceyle insanın yanlız kaldığı anki düşünceyi birbirinden ayırmaya çalışıyorum. Yoksa düşünme eylemi aşırı zamansız, istemsiz bir eylemdir. Yazmayı seven insanlar hisseder en çok bu zamansızlığı. Bir anda aklına bir şey gelir, kalemsiz kağıtsız kalırsın. Sonra yazmak istesen, ne aklına önceden gelen kelimeler gelir ne de kalbine o samimiyet.***
Nursel BAYIR

18 Mart 2012 Pazar

Limitless Etkisi Yaratan İnsanlar

   *Ütopik kişilerdir.
   *Etten kemiktenlerdir.
   *Sonsuz güven hissi verirler.
  Bütün bunların dışında limitless etkisi yaratırlar. Bu filmi izleyen arkadaşlar beni daha iyi anlarlar. Film sonrası enerji, özgüven patlamaları falan. Eskiden felsefeyle uğraşan insanlar; filozoflar sadece bir alanda değil bir çok alanda kendilerini geliştirmiş, bunun için 24 saatlerini harcamışlar. Şimdilerdeki sözel, sayısal, duygusal, müzikal her türlü zekaya sahip olduklarını kanıtlamışlar. Ben bu tür insanları geçmişin büyük rakamlı kitaplarındaki ütopik hikayeler gibi canlandırdım durdum beynimde, ta ki karşımda etten kemikten öyle bir insana rastlayana kadar. Hayatımdaki en iyi rastlaşmalardan biri olduğuna yemin bile edebilirim.*
   Yıl 1998 Van'dayız, babam şark görevini yapıyor. O sıra içimde bir piyano çalma isteği var ki anlatamam. 7 yaşındayım ve canlı canlı görmedim piyano denen şeyi. Piyano kursu diye tutturdum. Van merkezde bile oturmuyoruz ki sanırım o yıllarda merkezde de otursak farketmezdi. O günün yerinden mekanından öyle bir kursa maalesef katılamamıştım. Doğubeyazıt'a İshak Paşa Sarayını gezmeye gittiğimizde oranın çarşılarından birinde org gördüm. Küçük bir şey MS-200A 37 tuşlu org :). Biriktirdiğim bir para vardı girdim dükkana alayım diye 10 milyon liraya (daha sıfırlar atılmamıştı tabi) almıştım o orgu.**
   Yıllar geçmiş tabi üstünden sene olmuş 2012. Piyanoyu unutmuşum. Dinlemek her zaman güzel, içimdeki çalma isteğini unutmuşum. Limitless etkisi yaratan bir insanla karşılaşmanın en güzel yanı nedir biliyor musunuz? Size önceden istediğiniz şeyleri hatırlatırlar, örnek olurlar, enerji verirler, onlardan her zaman öğrenebileceğiniz şeyler vardır, sohbet ederken sıkılmaz; ne konuşcam derdi yaşamazsınız. Üzülerek söylemem gerekiyor ki o insanlardan çok az var. Bende ise sadece 1 tane var.
Bu arkadaş piyano, yan flüt çalabilen, wing chun gibi bir savunma ve dövüş sanatını sevmiş, eser miktarda bir kaç dil konuşabilen ve hala daha fazlası için çaba sarfedebilen, gülen, gülmenin yakıştığı bir insan. 13 sene sonra bana bu org'u aratıp yerinden çıkartmış olan insan. Aslında onla tanıştığımdan beri değil, onla konuşmak istediğimden beri çok şey kattı bana. Kendisine burdan çokkk çokkk çokk teşekkür ediyorum. O bu yazının ardından her zamanki mütevaziliği ile beni şoklara sürükleyecek eminim :) Not: Burada kinaye yoktur :)
   Herkese birer limitless insanı diliyorum:)
Mutlu kalın :)


Nursel BAYIR 

3 Mart 2012 Cumartesi

Ünlü Olursam Yayınlanmasını İstediğim Düşüncelerim:)

   Enteresan bir ruh hali içindeyim sanki. Küçükken ömür boyu yapmak isteyip de sonralarında unuttuğunuz şeyler vardır ya, onlardan birini hatırladım. Şu andan itibaren anlamlı kelimeler bütünü oluşturmaya çalışmayacağım, bu yazı içimden gelen kelime, cümle, cümleler bütününe dönüşebilir an ve an.

* Radyo... Gerçekten insanı farklı hislere taşıyan, aynı anda binlerce belki milyonlarca kulağın dayandığı duygusal frekans. Hep bir radyo programının müdavimi olmak istemişimdir. Bir sıra, kısa bir süre oldum bile diyebilirim, sonra neden bilinmez koptum. Bir daha dönmeliyim.

* Naiflik denilen şey insanın bedeninde değildir. Zerafet de öyle.

* Bir insanın kendine ettiğini, bir köy uğraşsa yapamaz derler ya çok doğru. Ama ben yanlışlıklara, kazalara, sakarlıklara inanan biriyimdir, inancım bunu yapan insana olan inancım ölçüsündedir.

*Bazen içimden geçtiği halde 1 sn geç söylediğim cümleler için pişman oluyorum. Ya da söyleyemediğim cümleler için. Siz düşünürken tam karşınızdaki söyler ya o an içinize tıkılıp kalır belki o günün sözü, işte o. Stresini yaparım uyuyana kadar, cümlenin iyi ya da kötü olması değil; bilinçsizce karşımdakinin düşüncemi almış olması kahredebilir beni. Yine de bu tür yanlışlıkları da affedebilirim.

* Zeki insanları oldum olası severim. Hatta aptal insana tahammülüm yok. Açıkçası çevresinde çok insan olan kişiler ya insan idare etmekte de zekidirler ya da aptaldırlar.

* İçten pazarlıklı değilim ama pazarlığı severim.

* Dobralık çok başa bela bir şey. Bence dobra olmaktan daha bela bir şey varsa da tepkilerin karşısında kaybetme korkusuyla huyunu içine atmak. Ben içime atmadığımdan insan kaybetmedim, kaybettiğim insan değildir.

* Şimdiye kadar kurduğum bütün ev hayallerimde çalışma masam dinlenme odamdaydı. Bir çalışma odası değil bahsettiğim, dinlenme odası. Çalışırken de dinlenebilmeli insan, hep kıvrılabileceğin rahat bir koltuğun olabilmeli.

* Yaptıktan sonra pişman olduğum tek bir şey oldu, onu da unuttum. Varlığı hafızamda kaldı.

Bu gecelikte bu kadar :) Aaaa sabah olmuş:) Gidip ders çalışayım bari. Siz tatlı tatlı uykuya devam edin ve mutlu kalın :)
Nursel BAYIR

2 Mart 2012 Cuma

Enerjik Patlaması :)

   Rutin kış gribimi atlattığım şu günde 3 gün yatağa bağlı kalmam sonucu biriken enerjimin rahatsızlığını yaşıyorum resmen. Ay ne yapsam ödev mi yapsam ders mi çalışsam tweet mi atsam derken twitterda hakkımda kısmına bişiler yazayım çizeyim diye düşündüm. Hani vardır ya hep bir mütevazilik bir hanımefendilik, mütevazi olayım dedim. 10dakika boyunca denemelerin sonucu anladım ki hem mütevazi hem cool olunmuyor.  Ya ayrıca ben mütevazi olmak zorunda mıyım? Bu kabulu kim çıkardıysa getirin ağzını burnunu kırıcam. -Benim babamın da tabancası vaaaaağrr -diyebileceğim bir ortam istiyorum. Şimdi oraya yazsam  zekanın varlığının pozitif ispatıyım diye gelecek cevaplar ve düşünceler çok açık. Götü kalkmış bunun, aman havası da kimeyse, biz bilmez miyiz o zekayı. *

   Anlamıyorum insanlardaki bu çekememezliği. Zeki olmasam bile yazmışım yani niye size dokunuyor :) Bir de üniversitede bölüm mütevaziliği denen bir şey var. Karşıdaki arkadaş sizden daha düşük puanlı bir bölüm okuyordur, zamanında çalışmamıştır olmamıştır ama bir şekilde sizin o kişiden bir tık daha fazla bir tarafınız olmuştur; sınavda stres yapmamanız bile olabilir bu. Karşıdaki kişinin bu bölüm olayından rencide olma psikolojisinden kendi bölümümü artık okuyormusun hangi üniversite aa hangi bölüm sorusuna kadar söylemez olmuştum geçtiğimiz süreçlerde. Ama artık öyle değilim. Yeter lan! Çalışmışım yapmışım bir şeyleri başarmışım kimse girmesin öylesi psikolojilere! Önemsemeyin bunları. **

   Fazla önemseniyor nedense bu mütevaziliğin renkleri. Yapana hakkını vermek gerek gayrı. Selametlen:)


Nursel BAYIR