Entries (RSS)

1 Aralık 2012 Cumartesi

Beyin Detoksu

    Gerçekten ne istediğini bilmeyen insanlara katlanamıyorum. Ne istediğini bilmese yine iyi, bazıları var ki, bugün başka bir şey istiyor, yarın başka bir şey istiyor, ne istediğini biliyor ama o istediği şeyde istikrar sağlayamıyor. Bir de ne istediğini bilip de anlatamayanlar var ya, onlara ayrı gıcığım. Sinir sebebiler, ömür kemirgeni gibiler. Diyebilirsiniz "Neden katlanıyorsun?", vallahi var bende de bir gerizekalılık demek ki.*

    İçimdeki siniri kustuğuma göre daha normal bir yazıyla devam edebilirim. Bir sürü yapmam gereken şey var ama sanki hiç birine enerjim yok. Telefona bakacak, film izleyecek, kendime puding yapıp bilgisayarın karşısında onu kaşıklayacak kadar enerjim var. Kafamda bir şey olmasın istiyorum bir müddet. Beyin detoksu gibi. Fazla doldu ve lütfen kafamdaki bütün boşluklardan o gereksiz dolu bilgiler kaçarak uzaklaşsınlar, kafamı bir yerlere vurup darp edebilirim her an! Bunu yapmak istemiyorum, kimsenin canı acımasın iyisi mi. **

    Gördüğüm rüyalarda bir garipleşmeye başladı. Hele bu gece gördüğümden ben korktum ya. Elimde bir şişe masamın  kenarına vuruyorum, karşımda biriyle kavga ediyorum, odamdayım. Birden şişeyi kendi koluma saplıyorum ve resmen 3 boyutlu bir et parçası çıkartıyorum kolumun etinden. Kan revan. Sonra o parçayı aynı şekilde koluma geri yerleştirip sıkıca sarıyorum. Sonra sanki her şey normalmiş de kolumu bir yere sert çarpmışım gibi ufak bir ağrım varmış gibi davranıyorum. Piyano çalmaya çalışıyorum kolumda beyaz bir sargı, görüntü çok net karşımda simsiyah parlak bir piyano. Korku filmi gibiydi. Lanet olasıca.***

    Şimdilik bu kadar. Sinirlenmeden görüşmeyi umuyorum sizlerle. Kendinize iyi bakın.
Nursel BAYIR

27 Kasım 2012 Salı

1 Vakittir Mutlu Olmalı Ruhun


Keşke...
Keşke hep içimden geleni yapmam öğütlenmeseydi bana,
Yalan gülüşler takabilseydim yüzüme.
Gözlerimi kapattığımda, kulaklarıma bir kanat çırpma sesi gelir oldu.
Silüet aynı, manzara aynı, renkler aynı, her şey aynı.
Bir tek o kanat çırpma sesi farklı, bir tek o güzel sanki...
Huzur doluyor içim gözlerimi kapattığımda,
Sıcak bir çocuk eli dokunuyor ruhumun yumuşak dokusuna,
Masumiyetini okşuyorum.
Kanatların yaydığı o hava, o akım, yükseltiyor beni,
Ve karanfil kokularına karışıyorum.
Sen ey ( )! diye seslenebileceğim insanlara kızıyorum.
Sonra kırmızılara karışıyor kalbim, bedenim...

Küfürlerim birikti içimde, kulaklarım duysun istemiyorum sadece.
Her şey gibi içime tıktım onları!
Vazgeçtim sözlerimden.
Umarsız, hoyrat olabilirdim ama ne zamandan beri umutsuzdum?
Ve sen ey ( ) !
Ne zamandan beri mutsuzsun?
Bilmiyorum.
Ama 1 vakittir mutlu olmalı ruhun.
1 asır, 1 yıl, 1 ay, 1 hafta, 1 saat, 1 dakika, 1 saniye ...
Nursel BAYIR

9 Kasım 2012 Cuma

Kısa Bişi Dedim Ve Kayboluyorum :)

   İçim doldu taştı bugün, arada bir ağzımı yüzümü toplayamadığım olur benim. İçimdeki enerjinin bir çok sebebi olmakla birlikte bütün gün dinlediğim müzikler büyük sebep. Müzik demişken piyano kursuna başladım, hayat daha bir toz pembe oldu yemin ediyorum. Bugün mükemmel bir gün, hayat harika! Yani şu sıralar öyle en azından. Her an yıkılabilir, şu sıralar mutluluklarım fazla kırılgan, fazla uçlardayım, art arda aynı olamıyor duygularım. Aslında şiir yazasım var ama bir kağıda karalayayım, sonra yılmaz bana bir okan değilsin diyor falan. Silicem hepinizi piyasadan.

   Hala Murat Kekilli dinlememiş insan varsa dinlesin lütfen. Hatrım için.


Ve son olarak, az bir vakit sonra yüreğinizi deşmeye gelicem, özleyin beni canlarım :)
Nursel BAYIR

26 Ekim 2012 Cuma

Bir Bayram Yazısı


   Allah için bizim ev hiçbir zaman her zaman toplu olan evlerden olmadı. Niyedir bilinmez (muhtemelen evdeki herkesin rahatına düşkün olmasıyla ilgili), misafir geleceği zaman hep son dakika ataklarıyla şu evi yola soktuk. Dikkatınızı çekerim pis değil dağınık (!). Yani bugün sabah son rötuşları yaparken aslında ateşimin olması, gribimin son demlerinde iyice azıtması ve bilumum bir sürü şey beni engelleyemedi. Dağınık oluşumuzun aksine hepimizde, toza ve bulaşığa karşı alerji var. Eğil kalk eğil kalk başım döndü ve sonunda hooop yerde buldum kendimi. Gözüm karardı. Bayılmadım, bir an gözüm karardı ve dizlerimin bağı çözüldü.

   İlginçti, diz bağı çözülmesi falan.
Evin eril kişileri için en yoğun bayram kurban bayramı olsa gerek. Sabah erkenden kalktılar, biz kasap'a hallettirdiğimiz halde beklemekten sonrasında ayrılmasına yardım etmekten çok yorulmuşlar.

   Kurban eti gelir gelmez önce bir kavrulur ya -biz her sene öyle yapardık- bu sene öyle yapmama kararı aldık ve uyguladık. Hayvanın kendisini kasmasından dolayı et sıkı kalıyor, sabah sıcak eti kavurmaya kalkarsan o et çiğnenmiyor. Bu sefer bir gün dinlendirelim dedik, akşam misafirlere ikram etmeyecek olsak yarın sabahı beklerdik. Ama yine de akşama yenilir hale gelmişti. Kurban etini dağıtmak ise bence en güzel olay. Hatta kurbanın asıl olayı o yani.

   Neyse göz kararmamdan sonra sevgili anneciğim bir korktu tabi, eee elinde birtanecik kızı var. Şimdi iki toz uğruna ondan olmak istemez. Hemen beni cenk alanından aldı, 21 yaşında bir insan olarak bayramlıklarımı giydim ve bir köşeye oturdum. Bütün gün o köşede kaldım. Gelene gidene kolonya falan tuttum.

   Tabi ki şeker bayramında değiliz ama bu bayramların yine de değişmez kuralı olan çocuklar da bir azalma var. Şeker için kapıya gelen çocuklar, neredesiniz? Sizin için çok güzel çikolatalar aldım. Hele şu çikolata alma işi bence bayramın en güzel tarafı. Karnım aç gidiyorum çikolata alacaksak. Ay şu nasılmış dur bi tadına bakayım, ay bu nasılmış bir tadına bakayım. O kadar çikolata yiyince tabi karnı doyuruyorsun, kalori hesabı yani. Kaç haftadır da aynı kilodayım ne parçalanmaz yağ tabakasıymış arkadaş, aç dolaşıyorum yine de bana mısın demiyor.

   Neyse notlar bu kadar şimdilik, bayram bitmeden bir yazıyla daha gelirim belki. Ellerinizden öper, esenlikler dilerim, herkes sevdiğiyle geçirsin bayramı...
Nursel BAYIR

23 Eylül 2012 Pazar

-Bu yıl herkese 'evet'- kitabına dair düşünceler :)

   Bankta oturmuş gelmeyecek birine şiirler okurken gökyüzüne ilişti gözlerim. Karanlık.

Bugün günlük yazmaya başlamak için güzel bir gün. Belki hikaye yazmaya, ilk cümleyi devam ettirebilirim mesela. Söz verdiğim üzere -bu yıl her şeye evet- kitabını çeşitli sektelere uğramasına rağmen bitirdim ve düşüncelerimi paylaşıcam :) Kitap kesinlikle sürükleyici, hikayesi bakımından bir kadının iç dünyası düşünülürse inandırıcı. Yaşanmışlık zaten kendisi.

Olaylar kahramanımızın yalnızlığın artık kaderi olduğu düşüncesine kanaat getirdiği bir anda onu isteyen herkese bir şans vermesiyle başlar, aslında aklında olan ama bir sebepten ötürü olamayan adamın kollarında aşkla biter. Kitapta en çok kimi sevdiniz deseniz köpekadam derim :) Şans tanınanların ismi değil, lakabı var. Ve köpek adam gerçekten en dürüstleri içinde. Kahramanımızın bilinçsizce marilyn manson'u öpmüşlüğü var. Çok ilginç ve birbirinden kopmayan bir kurgu. Gülme krizlerine girdim çoğu zaman :) Bu karakterlerden kaçını hayatında bir yerlerde tanımladın deseler sanırım aktör ve senarist. Aktörün Allah belasını versin hatta :D Senarist ise o kadar naif ki, sevilmeyi bekliyor adeta. Neyse biraz da siz okuyun ve pandomimciyi, kendini jimi hendrix sanan birini, harika kadını, chupa chupa ları ve nicelerini tanıyın. Zevkle okuyacağınıza eminim :)

Kitapta en sevdiğim kısım aktörün madde madde aşağılanmaya çalışıldığı kısımdı.

Ve bu kadar ipucu yeter kendinize iyi bakın ! :)
Nursel BAYIR

5 Eylül 2012 Çarşamba

Özet


Bugün için söylenecek çok bir şey yok aslında. Üstüne söylenecek çok şey yokken yine de güzel olan anlar azdır zaten. Özet şu :


1 Eylül 2012 Cumartesi

Katil Rüzgar Olmuş

    Yan bahçemde saçlarını savuran küçük kızın saçından kopan telin ucuna ilişivermişim birden. Tel benden büyük oluvermiş. Süzülmüşüm bir bacak boyu; büyük dünyada. Oksijen kafasını yaşamışım, ne çok oksijen! Ellerime baktığımda aynı kalmış. Su damlasında yıkanmışım, bir yaprağın üstünde. Kuş kanadında bit kadar kaldığım anlar sıralanmış bir bir...

    Küçük kız!

    Neredeyim şimdi o çerçevede?

    Pencerenin dışında bekleyen benim kediyle. Hep ikimizin olduğu o çerçevede, neredeydim ben şimdi?

    Nefesim buğu bile yapmazken şu pencereye, hala ne kadar da önemsiyordum kendimi...

    Hafif bir rüzgar esecek diyorlar şimdi yanımdan geçenler, ne hafifi? Sanki kasırga! Dönerek havalanıyordum etrafımda. Dön dolaş kendimde bitiyordum...

    Ah küçük kız,
Ben de isterdim seninle aynı çerçeve de kalmayı. Kendimde biterken düşene kadar. O an, biz o çerçevede ayrıldık. Katil rüzgar oldu.
Nursel BAYIR

24 Ağustos 2012 Cuma

Ruh Hali :)

   Bugün dışarı çıkamıyoruz, burda sevgili şefime selamlarımı iletiyorum:) Bende ne yapsam ne yapsam diye düşünürken ve verilmiş beton hesaplarını da bitirmişken şu bloğa bi hayrına bişeyine yazayım da Allah'ın unuttuğu bloglar listesine girmesin dedim, Allah'ın unuttuğu dağ misali. Mesela olimpos :P Neyse efendim. Şu sıralar keyfim yerinde aslında. Hayattan istediğim şeyler için bol bol çaba sarfettiğimden (gerçekten şans denen şey bende çokça var ama genelde yetersiz kalıyor:)) her istediğim oluyor - genelde-. O istisnayı çok yakın bi tarihte yaşadım maalesef. Yani bir şeyi çok istedim çok çaba sarfettim ve olmadı. Dolayısıyla kabullenme denen şeyi hiç yaşamadığımdan zor oldu ama kabullendim. Kabullendikten sonra her şey benim için daha kolay olmaya başladı şüphesiz ki. Gerçekten mutlu oduğumu hissettim ki ben zaten genelde çok şükür ki mutlu biriyim. Hayatımda dengesiz insanlar olmadığı müddetçe de mutlu olcam, kimse de üstüne alınmasın burda bir gönderme değil geleceğime dair bir istek mevcuttur O.o :) Kem gözlerinizi benden uzak tutun!
 
   Her şey bir kaç saatte böylesine benim için yoluna girince bir aydınlanma geldi bana. Sabahın köründe uyanmış olmama rağmen dinamik hissediyorum. Makyaj falan yaptım, sanki cildim ışıldıyor tövbe yarabbim. Süzüle süzüle işime geldim. Şimdi çayımı yudumlarken nezih masamda bugünlük taştan topraktan uzak siz sevenlerimle buluşuyorum. Aslında bende isterim topuklu ayakkabılar siyah mini elbiselerle işe gitmeyi ama bu mesleği o kadar çok istedim ki onları kaybetme pahasına 2 kimliğe bürünmeyi tercih ettim. Yani gündüzlerin paspalı olabilirdim, gecelerin güzeli olamaz mıydım? Neyse bu arada hukuk da okuyacağım zaten baktım sıkılıyorum şantiyeden azıcık da avukatlık yaparım !! Ütopya veya imkansız olarak değerlendiriyor olabilirsiniz ama bir şeyin olması sade ve sadece insanın kendisine bağlıysa o şey olur! Şu inşaatı bi bitirelim de. Bitmez gerçi bu.

   Hayatım böyle devam ediyor yani. İçimde yapmak istediğim çok şey var, çok güzel bir havadis aldım onu da değerlendirip size bilgi vericem üzülmeyin. Edebi bi yazı yazmak isterdim ama pek kendimle meşgulum içimdeki peri öldü kalan melekler pek öylesi şeylerle ilgilenmiyor. Görüşmek üzere. Ben sizi unutmadım siz de beni unutmayın.
Nursel BAYIR

22 Temmuz 2012 Pazar

Kıssadan Hisse


   Dünya şaşkın ördek yavrularından oluşan bir kümes. Kimse ne yaptığını, nereye varacağını bilmiyor. Sorularımız, sorunlarımız var. Fakat isyan etmek için biraz genç değil miyiz yahu? Gençliğin damarlarından isyan akıyorsa, ben şimdiden intihar meyilli olmalıydım. Olmamalıyız fakat. Yaşamı şimdi çözdüm derseniz hayatınızın en büyük budalalığını yapmış olursunuz diyeyim.

''Onsuz yaşayamam deme,seni onsuzda yaşatırım.''
Ve mevsim geçer,gölge veren ağaçların dalları kurur,sabır taşar,canından saydığın yar bile birgün el olur...
Aklın şaşar,dostun düşmana dönüşür,düşman kalkar dost olur,öyle garip bir dünya...
Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur...
... Düşmem dersin düşersin,şaşmam dersin şaşarsın.
En garibide budur ya...
Öldüm der durur,yine de yaşarsın..


   Olay tam olarak bu. Mevlana abimiz yine en güzel yerinden çözümlemeyi yapmış. Hayatı çözemeyiz, öldük deriz;ölemeyiz. Son nefesimizi verirken içimizdeki ukde terazisinde ve vicdan terazisinde yükümüzün olmamasına bakalım biz..
Nursel BAYIR

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Mülteci Kampında Yaşam

   Odam mülteci kampından bile felaket bir durumda şu an. Sanki küçük bir sürü çocuğu tıkmışız odaya onlar da altını üstüne getirmişler. Hayır temizlik konusunda takıntılı bir insan olarak 1 haftadır bu odada yaşam mücadelesi veriyorum. Gerçekten çok zor. Neyse ki geç kalkabileceğim bir sabahım olacak uzun bir aradan sonra ilk kez. Ve sanırım yatmadan önce nevresimler, kıyafetler, yerler diye bla bla uzayan bir odanın temizlik listesini eriteceğim. Bir gün daha böyle yaşamam imkansız.

  Aslında bünyesel olarak fazlaca kuvvetliyim ama şu iş hayatının beni cezbetmeyen tek tarafı yollar ve erken uyanmak galiba. Toplu taşımadan, sabah çekilen uzun yollardan, okulla iş arasındaki yoldan nefret ediyorum ve hepsine de maruz kalıyorum. 1 saatin altında gidebildiğim yer yok ya. Yollardan bu kadar iğreti gelmişken sabah erken uyanıp bi de üstüne 1 saat yol gitmek gerçekten sinir bozucu. Muhtemelen ilerde çalıştığım yerin dibinde bir ev tutacam. (Yine bir çelişki!) Oysa ki CV me "Seyahat engelim yoktur" yazacaktım. Özel araba candır. Trafiği kirletebilir, park sorunu yaşayabilirim. Gerçekten önemli değil. Yeter ki 50-60 km hızla bir yere gitmeyelim.

  Bembeyaz bir insan olarak iş hayatının bana kattığı en güzel şeylerden biri kararmam oldu herhalde. Amele yanığı da olmadım çok şükür sıfır veya kıvrılan kollarla iyi idare ettim şimdiye kadar. Evet buğday ten, esmer ten ve tuba büyüküstün hastasıyım. Maşallah, Allah ona yürü ya kulum demiş, bana yürü yağ tulumu.

  -Bu yıl herkese Evet- kitabına başladığım gibi sürükleyici okumanın dibine vurdum. Müstehcen ve gerçeklikten başka bir şey otobüste kendini okutamazdı bana. Tek sorun kapağını saklamam gerekiyor. Sapanca otobüsü gibi bi otobüste seyahat ederken böyle bir kapağı garipseyebiliyorlar.

Şimdi ise terasımda oturmuş, kafeste beslediğim aslanlarıma kendi ellerimle çiğ et yediriyorum. Şaka lan şaka pijamamla oturmuş bu odayı nasıl toplıcam diye düşünüyorum:D Selametle:)
Nursel BAYIR

20 Temmuz 2012 Cuma

Kral Çıplak

   Omuzlar düşmüş aşağı, gözler yarı açık yarı kapalı, vücut son savaşını itina ile veriyorken ben hala bedeni ile ruhunun istedikleri çelişen bir insanım. Yatıp uyumayacağım işte!

*Kendime verdiğim zararı bir köy uğraşsa bana veremez kesin kanaat getirdim ayrıca.

*Boşvermiş, sıkılmış bir insan olmak pek tarzım olmadığından, kendime işkence ediyorum. Tarzım oldu resmen.

*İnsan hep dik duran, hep sağlam kalan olmaktan yoruluyor bazen. Kendimi bıraksam tüm bağlarımı çözüp, yere ulaşamayacağımdan korkuyorum. Düşmek için çıkmışken ruhumun kayışı ya yarı yolda yapamayacağını farkederse? Hiç geçmedim o yollardan. Baktığımda huzurun tanımını oralarda bulamıyorum gerçi. Buralarda pek havadar değil.

*Trajikomik insan ilişkilerine dair oturup kitap yazmaya karar verdim. Sorunlar, sorunsallar, kısır ilişkiler, kısırlaştırılmaya çalışanlar. Henüz tek kelime yazmadım. Öylesine bir karardan öte, kayışı tutmaya çalışmanın son hamlesi bu. Çelişkilerle dolu bir kafanın bir şeyi hem isteyip, hem istemezken çok sağlıklı kalması mümkün değil. O yüzden bir tercih yapmalıyım. Ya salıcam ruhumu baltalayan düşünceleri ya da salınıcam kendi kurduğum idam koltuğunda..

Şimdilik bu kadar. Bu arada : Kral Çıplak!
Nursel BAYIR

20 Haziran 2012 Çarşamba

Grinko

    Düşünceler silsilesi içinde bir kaçını aradan çekip yoğunlaşmak şu sıralar yapabileceğim en zor iş galiba. İnsanlar, ortamlar, her yanım sürekli değişim içinde. Ben bu değişimi seviyorum. Tek sorunum odaklanmak.
   Bazı insanların aslında sadece bakarken anlatmak istediğim şeyi anlamamalarından da nefret ediyorum. Ben içimden geçirirken belli başlıyken nasıl anlaşılamaz bir hal alıyor anlamıyorum. Kimsenin işine mi gelmiyor ne :) ?
   Hiç gerilmedim son bir kaç zamandır, hatta kelebek, tırtıl, panda yavrusu bile olmaya razıyım yeter ki gerilmeyelim gençler. Gerilime ramak kala sayın yılmaz arkadaşımın bana tanıttığı grinkoya dalıyorum inceden. Ufak çözümlemelerle...

En başta o savruk hali, sanki derdini birilerine anlatmaya çalışırken başlıyor melodi, duraksıyor birden, tekrar tekrar deniyor... Yükselmeye başladığında ve hızlandığında, kendi gibi birini aramaya başlıyor, diğerlerinden medet ummaktan vazgeçiyor adeta. Sonra ne kimsede kendini buluyor, ne de bulmak istiyor aslında. Huzur aradığımız. Tüm savrukluklar arasında, farkındalıklar arasında. Gözlerini kapat dinle. Eşlik ederken 2 enstürüman birbirine o karmaşa senin ruhunu kaplamalı. İşte değişimin sıkıntısı ve cazibesi. İşte derdin acısı. İşte huzur...


Nursel BAYIR

13 Mayıs 2012 Pazar

Süperman Çağrısı

    Bazen sebepsiz bir şeylere katlanırsın bazen sebebin olur ama katlanamazsın. Resmen o anlarımdan birindeyim. Bazıları berrak bir su gibidir yüzüne baksan anlarsın, hissedersin hissettiğini. Bazıları ise hiç belli etmez hissettiği şeyleri. Sorun ne biliyor musunuz? Sabredememekte. Evet sabredemiyorum. Nedeni asabiyetim falan değil, inmiş egolarım, açılmış surlarım fakat sabır denen hikmet bende yok galiba. *
   Her insana lazım her şeyiniz paylaşabileceği biri, bir dost. Bir süper kişilik.
Bana galiba süperman falan lazım. Bana süpermanlik ya da süperwomanlik farketmez yapabilecekler hemen gelsin. Yoksa çatlıcam.**
Nursel BAYIR

26 Nisan 2012 Perşembe

Ağlak Kız, Duygusuz Erkek

   İlhamın yoksa yazmak zor. Bazısının bir kelebek, bir duvar kenarı olur ya ilhamı benimkiler ise hep insanlar. Bence bir kelebekten alınacak ilham ruha dokunamaz, ruha dokunur ilham sadece başka bir ruhtan alınabilir. İnsanlara karşı önyargılarım bazen beni benden alabiliyor. Zaman geçtikçe taşlaşıyor ya kalbim ondan galiba. Kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimseye bağlanamaz, bütün erkekler duygusuz, bütün kızlar ağlak gibi gelebiliyor çoğu zaman. Halbuki hepsinin bir aksisi, bir istisnası hatta birden çok istisnası olabiliyor. Yani ben kafamda büyütüyorum galiba.*

   İnsanları anlamak üzerine konuşmak istemiyorum ki bunu çoğu zaman yaptım sıkıldım artık. Bazen anlarsın bazen anlamazsın işte. Anlamadığın zaman da çoğu zaman anlaşılamamış olursun ki kimse bunu önemsemez, çünkü aslında kimse kimseyi önemsemiyor.**

   Bu durum -kimsenin kimseyi önemsememesi- anlamamak, anlaşılamamak durumunun sonucu. Yani insanlar düşünmediği sürece önemsemek ve önemsenmekten mahrum kalıyor bence. Biraz düşünün demek insanlara ukalalık, düşünmüyorum amaaan boşverdim demek ise fazla aylaklık gibi geliyor. Ortasını düşünelim ( lütfen bir gözünüzde canlandırın, görsel düşünme ). Bir insan var biraz düşünüyor biraz düşünmüyor. Dersi var düşünüyor, partisi var düşünmüyor. Bu sanki mantıklı ama ya tersi olursa?
Tersini düşünmek sizin işiniz değil zaten. Ortası işin kararıdır ya her zaman. Düşünmenin ortası yoktur arkadaşım ister ukalalık de ister aylaklık seçin artık birini biz de önümüzü görelim.***

   O değil de hala hassas erkekler varmış ona şaşırdım. Yani aşk üzerine yazabilen, yazmayı sürdürebilen, amacı sadece kendini ifade etmek olan, bunu zırt pırt her yerde söylemeyip asaletini koruyan. Ayrılık acısı çeken erkek varmış. Şoka girdim daha çıkamadım.****

Uzun süredir bloğa bir deneme yazmadığımı farkettiğimde şu ilhamı bana verene bir teşekkür ettim bunu da dipnot olarak geçmem gerekiyor.
Kendinize iyi bakın ve  önce kendinizi düşünün. Yapmak istediklerinizle değil yaptıklarınızla düşünün, iyi geceler.
Nursel BAYIR

31 Mart 2012 Cumartesi

Düşünme Üzerine

   Işık, soğuk çoğu zaman insanın içindeki o efsunlu düşünceleri kaçırır. Sabahın ilk ışıklarıyla düşüncelerinin oluştuğunu söyleyenler var. Bence onlar düşüncelerinin ancak ne zaman şekillendiğini biliyorlar.*
   Gözleriniz kapalı etraf karanlık; gece yatıyorsunuz, her yan sessiz. Siz söyleyin kuş cıvıltılarını dinlerken, arabaların korna sesleri, lastik izleri arasında insan nasıl kendi sesini dinleyebilir? Nasıl aklına gelen o 'şey'i hissedebilir? Yattığınızda sırt üstü, odanızdaki onca eşyaya rağmen hiç birşeyin varlığını görmüyorken, avuçlarınız boş, parmaklarınız saçlarınızın arasında, bir şeyi düşünüyorsunuz, kendi sesinizi içinizden dinleyerek konuşuyorsunuz. İçinizden okumak gibi. O an sadece onu anladığınız, mükemmelliğine vardığınız düşünceleri, ertesi gün de o kargaşanın içinde aynı mükemmellikte görebiliyor musunuz?**
   Gece sadece bir uyku vakti değildir, düşüncelerin oluşum sürecidir aynı zamanda. Gecelerinin tamamını uyuyarak geçiren insanlar sabahları bu sürecin bir kısmını -efsunu atılmış kısmı- yaşarlar. Bence düşünce gün içinde yaşanabilcek durumdur. Bütün gün duyduğunuz gördüğünüz hissettiğiniz her şey karanlığın içinden size gülümser. Siz o gülümsemeyi ertesi güne bırakırsanız, objektife her dakika gülen bir insan gibi git gide çenesi ağrımış, istemsiz, samimi olmayan bir hal alır o gülümseme. Size samimi gelmeyen neyi savundunuz şimdiye kadar? Eminim bir çok şeyi savunmuşsunuzdur. Ama gün gelip hepsinin elinizde kalacağını bile bile savunmuşsunuzdur...
   Tabi şimdi bunlar demek değil ki oturup bütün gece düşünelim. Sadece gün içerisindeki düşünceyle insanın yanlız kaldığı anki düşünceyi birbirinden ayırmaya çalışıyorum. Yoksa düşünme eylemi aşırı zamansız, istemsiz bir eylemdir. Yazmayı seven insanlar hisseder en çok bu zamansızlığı. Bir anda aklına bir şey gelir, kalemsiz kağıtsız kalırsın. Sonra yazmak istesen, ne aklına önceden gelen kelimeler gelir ne de kalbine o samimiyet.***
Nursel BAYIR

18 Mart 2012 Pazar

Limitless Etkisi Yaratan İnsanlar

   *Ütopik kişilerdir.
   *Etten kemiktenlerdir.
   *Sonsuz güven hissi verirler.
  Bütün bunların dışında limitless etkisi yaratırlar. Bu filmi izleyen arkadaşlar beni daha iyi anlarlar. Film sonrası enerji, özgüven patlamaları falan. Eskiden felsefeyle uğraşan insanlar; filozoflar sadece bir alanda değil bir çok alanda kendilerini geliştirmiş, bunun için 24 saatlerini harcamışlar. Şimdilerdeki sözel, sayısal, duygusal, müzikal her türlü zekaya sahip olduklarını kanıtlamışlar. Ben bu tür insanları geçmişin büyük rakamlı kitaplarındaki ütopik hikayeler gibi canlandırdım durdum beynimde, ta ki karşımda etten kemikten öyle bir insana rastlayana kadar. Hayatımdaki en iyi rastlaşmalardan biri olduğuna yemin bile edebilirim.*
   Yıl 1998 Van'dayız, babam şark görevini yapıyor. O sıra içimde bir piyano çalma isteği var ki anlatamam. 7 yaşındayım ve canlı canlı görmedim piyano denen şeyi. Piyano kursu diye tutturdum. Van merkezde bile oturmuyoruz ki sanırım o yıllarda merkezde de otursak farketmezdi. O günün yerinden mekanından öyle bir kursa maalesef katılamamıştım. Doğubeyazıt'a İshak Paşa Sarayını gezmeye gittiğimizde oranın çarşılarından birinde org gördüm. Küçük bir şey MS-200A 37 tuşlu org :). Biriktirdiğim bir para vardı girdim dükkana alayım diye 10 milyon liraya (daha sıfırlar atılmamıştı tabi) almıştım o orgu.**
   Yıllar geçmiş tabi üstünden sene olmuş 2012. Piyanoyu unutmuşum. Dinlemek her zaman güzel, içimdeki çalma isteğini unutmuşum. Limitless etkisi yaratan bir insanla karşılaşmanın en güzel yanı nedir biliyor musunuz? Size önceden istediğiniz şeyleri hatırlatırlar, örnek olurlar, enerji verirler, onlardan her zaman öğrenebileceğiniz şeyler vardır, sohbet ederken sıkılmaz; ne konuşcam derdi yaşamazsınız. Üzülerek söylemem gerekiyor ki o insanlardan çok az var. Bende ise sadece 1 tane var.
Bu arkadaş piyano, yan flüt çalabilen, wing chun gibi bir savunma ve dövüş sanatını sevmiş, eser miktarda bir kaç dil konuşabilen ve hala daha fazlası için çaba sarfedebilen, gülen, gülmenin yakıştığı bir insan. 13 sene sonra bana bu org'u aratıp yerinden çıkartmış olan insan. Aslında onla tanıştığımdan beri değil, onla konuşmak istediğimden beri çok şey kattı bana. Kendisine burdan çokkk çokkk çokk teşekkür ediyorum. O bu yazının ardından her zamanki mütevaziliği ile beni şoklara sürükleyecek eminim :) Not: Burada kinaye yoktur :)
   Herkese birer limitless insanı diliyorum:)
Mutlu kalın :)


Nursel BAYIR 

3 Mart 2012 Cumartesi

Ünlü Olursam Yayınlanmasını İstediğim Düşüncelerim:)

   Enteresan bir ruh hali içindeyim sanki. Küçükken ömür boyu yapmak isteyip de sonralarında unuttuğunuz şeyler vardır ya, onlardan birini hatırladım. Şu andan itibaren anlamlı kelimeler bütünü oluşturmaya çalışmayacağım, bu yazı içimden gelen kelime, cümle, cümleler bütününe dönüşebilir an ve an.

* Radyo... Gerçekten insanı farklı hislere taşıyan, aynı anda binlerce belki milyonlarca kulağın dayandığı duygusal frekans. Hep bir radyo programının müdavimi olmak istemişimdir. Bir sıra, kısa bir süre oldum bile diyebilirim, sonra neden bilinmez koptum. Bir daha dönmeliyim.

* Naiflik denilen şey insanın bedeninde değildir. Zerafet de öyle.

* Bir insanın kendine ettiğini, bir köy uğraşsa yapamaz derler ya çok doğru. Ama ben yanlışlıklara, kazalara, sakarlıklara inanan biriyimdir, inancım bunu yapan insana olan inancım ölçüsündedir.

*Bazen içimden geçtiği halde 1 sn geç söylediğim cümleler için pişman oluyorum. Ya da söyleyemediğim cümleler için. Siz düşünürken tam karşınızdaki söyler ya o an içinize tıkılıp kalır belki o günün sözü, işte o. Stresini yaparım uyuyana kadar, cümlenin iyi ya da kötü olması değil; bilinçsizce karşımdakinin düşüncemi almış olması kahredebilir beni. Yine de bu tür yanlışlıkları da affedebilirim.

* Zeki insanları oldum olası severim. Hatta aptal insana tahammülüm yok. Açıkçası çevresinde çok insan olan kişiler ya insan idare etmekte de zekidirler ya da aptaldırlar.

* İçten pazarlıklı değilim ama pazarlığı severim.

* Dobralık çok başa bela bir şey. Bence dobra olmaktan daha bela bir şey varsa da tepkilerin karşısında kaybetme korkusuyla huyunu içine atmak. Ben içime atmadığımdan insan kaybetmedim, kaybettiğim insan değildir.

* Şimdiye kadar kurduğum bütün ev hayallerimde çalışma masam dinlenme odamdaydı. Bir çalışma odası değil bahsettiğim, dinlenme odası. Çalışırken de dinlenebilmeli insan, hep kıvrılabileceğin rahat bir koltuğun olabilmeli.

* Yaptıktan sonra pişman olduğum tek bir şey oldu, onu da unuttum. Varlığı hafızamda kaldı.

Bu gecelikte bu kadar :) Aaaa sabah olmuş:) Gidip ders çalışayım bari. Siz tatlı tatlı uykuya devam edin ve mutlu kalın :)
Nursel BAYIR

2 Mart 2012 Cuma

Enerjik Patlaması :)

   Rutin kış gribimi atlattığım şu günde 3 gün yatağa bağlı kalmam sonucu biriken enerjimin rahatsızlığını yaşıyorum resmen. Ay ne yapsam ödev mi yapsam ders mi çalışsam tweet mi atsam derken twitterda hakkımda kısmına bişiler yazayım çizeyim diye düşündüm. Hani vardır ya hep bir mütevazilik bir hanımefendilik, mütevazi olayım dedim. 10dakika boyunca denemelerin sonucu anladım ki hem mütevazi hem cool olunmuyor.  Ya ayrıca ben mütevazi olmak zorunda mıyım? Bu kabulu kim çıkardıysa getirin ağzını burnunu kırıcam. -Benim babamın da tabancası vaaaaağrr -diyebileceğim bir ortam istiyorum. Şimdi oraya yazsam  zekanın varlığının pozitif ispatıyım diye gelecek cevaplar ve düşünceler çok açık. Götü kalkmış bunun, aman havası da kimeyse, biz bilmez miyiz o zekayı. *

   Anlamıyorum insanlardaki bu çekememezliği. Zeki olmasam bile yazmışım yani niye size dokunuyor :) Bir de üniversitede bölüm mütevaziliği denen bir şey var. Karşıdaki arkadaş sizden daha düşük puanlı bir bölüm okuyordur, zamanında çalışmamıştır olmamıştır ama bir şekilde sizin o kişiden bir tık daha fazla bir tarafınız olmuştur; sınavda stres yapmamanız bile olabilir bu. Karşıdaki kişinin bu bölüm olayından rencide olma psikolojisinden kendi bölümümü artık okuyormusun hangi üniversite aa hangi bölüm sorusuna kadar söylemez olmuştum geçtiğimiz süreçlerde. Ama artık öyle değilim. Yeter lan! Çalışmışım yapmışım bir şeyleri başarmışım kimse girmesin öylesi psikolojilere! Önemsemeyin bunları. **

   Fazla önemseniyor nedense bu mütevaziliğin renkleri. Yapana hakkını vermek gerek gayrı. Selametlen:)


Nursel BAYIR

18 Şubat 2012 Cumartesi

Askı

   Ciddiyetsiz başlangıçlar yapıp, ciddi bir yazı yazmak istediğimden sildim bir kaç kez. Ve bu itirafla başlama gereği hissettim en ciddi yerinden. Askıda yaşanan hayatın askılı kalan hayallerinin sahibi insanlar ürettim beynimde. Olur olmaz kafama üşüşüyorlar. Ölümü düşünmek için gencim, çok zıplamak için fazla büyük, ağlamak için fazla katıyım belki. Yine de her durumda nasıl olmak istediğimin ve istediğim şekilde olacağımın eminliğiyle yaşıyorum. Askıda kalsaydım sanırım bu eminlikler yerini başka emin olan insanlara bırakacaktı. Hayat komik, zor, saçma demeyeceğim. Çünkü hayat gerçekten çok mantıklı, çok gerçekçi.*
   İnsanların bazen neyi önemseyip neyi önemsemediklerini anlayamıyorum. Bunun üzerine düşünmek de istemiyorum. Düşündüğüm zamanlarda olmadı değil. Bir cümle söylersin, kırma ve kırılma korkusuyla cümleyi kırarsın, eğersin, bükersin. Bir bakarsın ki cümle kuş kadar kalmış, kuş olmuş uçmuş. İlk başta kurmak istediğin anlamlar kaybolmuş, yerini senin sıkkın halin almış sanki. Söylediğinde olumsuz bir etki bırakacağını biliyorsun ya kuş kadar kalan cümlenin, yine de kuş haliyle sevip söylersin. Karşındaki de anlamaz ne demek istediğini. Olumsuz bir şeyler gevelediğinin farkına varır ama o insan sensörleri. En başta kuşlaştırdığın cümleye dönersin sonra gerisin geri açıklamalarla. 1 sn de söylenecek şeyi 10 dk da söylersin. Zaman arttıkça şiddeti de artar söylemlerin karşısındaki tepkilerin.**
   Zaman demekki her şeyin ilacı değilmiş. Ya da yanlış oldu, zaman sıfıra yaklaştıkça ilaç olmaktan vazgeçiyor diyelim. Vazgeçişi zamanın kaçışı oluyor. Öyle ya 20 yılda geçmemiş bir hastalıkta zamanı suçlayabilirsin, dersin ki" 20 yıldır tedavisini görüyorum daha bir sonuç alamadım!". Ama 20 dk önce öğrendiğin hastalığın için zamanı suçlayabilir misin?***
   Askıda kalan hayatlara neyi önemseyip önemsemediklerini farketmelerini ve hiç bir şeyi zamana bırakmamalarını tavsiye ederdim. Ama sonuç hüzün. Çünkü suçlu hep zaman.
Mutlu kalın :)
Nursel BAYIR

4 Şubat 2012 Cumartesi

Dertlendim kart yüzünden. Başka şeyler yüzünden.

    Ya aslıda bi isyankarım şu an ama pozitif olmaya çalışıyorum nedense . İnsanların ağzını burnunu kırasım var. İnsanlar mı çok öküz yoksa ben fazla mı hassasım çözemedim. Belki de hassas değilimdir, düz egoistimdir ya da benmerkezciyimdir. Her neysem o olmaktan mutluyum ben arkadaş. Bu halimle bana sinir yaptıracak hareketler içinde bulunmayın aşırı rica ediyorum.
    Çok gergin başlayan yazıma yazmış olmanın verdiği rahatlıkla devam etme kararı aldım. Öyle bir yapılacak listem var ki, rahatla diye madde koymalıyım galiba. İş bankasının bana internetten alışveriş yapabileceğimi söyleyip kakaladığı bankamatik kartını alıp onların bi yerine sokasım var. Yüz kez denedim arkadaş site vermişsiniz açılmıyor ne dandik iş ya. Kaç kez gittim geldim bankaya bu işlemler için ben bilmiyorum artık karıştırdım. Bir de yaptıkları yetmiyormuş gibi kredi kartı verelim bu sorundan kurtulun diyorlar. Yumuşak yüzlü olabilirim ama taş kesildi lan sizin yüzünüzden kalbim. Sabır Aziz Allah. Gidiyorum nefretimi kuscak bişeyler bulurum belki. İyi akşamlar.


Nursel BAYIR

27 Ocak 2012 Cuma

Dedektiflik 27.01.12 :) Elma Çayı- Sıcak Elma Suyu :)

    Sakarya Kampüsteki Adı Bahçe ile hayatıma giren bu über içeçeği evde de yapmak istememin sonucunda böyle bir araştırma ortaya çıktı arkadaşlar :) Elma çayı zaten şifa içeçeği resmen bu yüzden süper, tadı da güzel olunca über oluyor benim tabirimle:) Kilo vermek isteyen arkadaşlar içinse bence iyi bir yol olabilir. Ama o yol bana açılmamış maalesef:) Çünkü kilo vermek için bu çayı yapacak arkadaşların elmayı haşladıktan sonra sadece suyunu değil posasını da ezip suyuyla karıştırıp içmeleri gerek :) Ben daha berrak bir görüntüden yana olduğumdan o elmalar kaynarrrr ben süzerim hemencecik :)
   Neyse gelelim tarifine :) posasını kullanacak arkadaşlar 1 Lt suya 1/2 ( yarım ) elma, posasını kullanmayacak arkadaşlara ise 1 Lt suya 1 elma kullanmalarını tavsiye ediyorum :) Bu miktarları deneyip görerek kendinize göre değiştirebilirsiniz tabii:)
Malzemeler :
*Yukarda yaptığım açıklamaya göre elma ve su
*Kuru üzüm
*Karanfil
*Çubuk Tarçın
*1 lt için yarım limon ve ya isteğe göre portakal da kullanılabilir :)
*Tatlandırılmak istenirse 1 Lt su için yarım tatlı kaşığı bal kullanabilirler :)
Elmayı 4 parçadan fazla parçaya bölerseniz çok dağılır, posasını istemeyen arkadaşlara duyrulur:) Hepsini koyun bir tencereye kaynatın, kokusu çıktığında anlarsınız zaten olup olmadığını:)

Şifayla kalın, bu lezzeti benden duyan varsa bana teşekkürü bir borç bilsin lütfen :)
Nursel BAYIR

Deneme Gibi Başlayıp Anı Olarak Biten Yazı :)

   Bence insanlar kendilerine anlatılan her korkuyu kendi korkularının yanına koyar. Bir psikolog düşünün mesela.. Adamın biri geliyor aynaya baktığında konuştuğunu gördüğünü söylüyor ya da kapattığı her kapının ardından  o kapının arkasına yapışan o yapışkan korkunç zombilerden bahsediyor. Bu bahsi geçen psikoloğun bu olayların hiç birini evine gittiğinde hatırlamaması bana oldukça saçma geliyor. Ben onun yerinde olsaydım denerdim bir an için o adam olmayı. Aynaya bakarken ağzım kıpırdıyor mu diye incelerdim, ayna bana aykırı davranabilir mi? Ya da kapatırken odamın kapısını, dönüp ardıma uzaklaşırken kapıdan, ani bir hamleyle o kapıyı açıp ardında zombiler, yaratıklar arayabilirim.*
  Belki de gerçeğe odaklı benim beynim, zombi gerçeğine değil, anlatılanların gerçekliğine.
Yani hiç düşünmeyebilirim aslında bunların anormal davranışlar olmadığını. Varsayım kurarak ilerlenemez mi? Adamın aynaya konuşurken baktığını ya da bakmadığını hangimiz biliyor? Ya da hangimiz biliyor çok etkilendiği kabusların izlediği bir korku filminin sahnelerinden ibaret olup olmadığını. Psikoloğun meziyeti bu olsa gerek. Kendine göre gerçeküstü - anormal- ya da gerçek -normal - olayları ayırıp gerçek olmayana kendini kaptırmadan, beynine reset atarmışcasına ilerlemek. Yani adam baştan varsayımlarla başlayıp sona öyle ulaşıyor. Kendi korku tüneline yeni kahramanlar ve hikayeler sokmamak. Oysa ben hiç öyle miyim?**
  Batıl inançları olan bir insan olmadım hiç bir zaman, öyle büyük korkuları olan. Kehanetler ürettim ama hiç biri benim için olmadı. Saçma sapan uyduruk bir korku filmi resmen hayatımda bir noktayı baltaladı:) Yaklaşık 5-6 sene önce bir arkadaşımla gittiğim filmde - tepenin gözü ya da tepedeki gözler emin değilim- çölde bir tuvalet var, asker ya da öyle bir insan tuvaletini yaparken tuvaletin içinden çıkan canavar adamın totişini kapıyor. Böyle iğrenç bir sahne. Gece tuvaletim geldi diyelim. Normalde karanlıktan korkmam ben yani karanlık bir ortamda olmak rahatsızlık vermez bana ama tuvalete doğru o karanlık koridorda yürürken beynimin içinden gerilim müziği yükseliyor. Yok işimi hemen bitirip çıkayım şu tuvaletten nalet gibi bi psikolojiye giriyorum.***
  Allahtan gündüzleri öyle sorunlarım yok. Geceleri de bu şarkıyla atlatmaya çalışıyorummmm:) Neyse kendinize iyi bakın:)

Nursel BAYIR

8 Ocak 2012 Pazar

Ben, Benle Sevgili Olsaydım (!)

   Bu sıralar saçma sapan yerlerde ve zamanlarda yine saçma sapan şeyler düşünmeye başladım. Yani bu olayın yaşımla başımla bir ilgisi de yok 20 yaşındayım. Gerçi bu yaş şizofrenleşmeye başlamak için ideal bir yaş olabilir ama aklım sağlam daha çok şükür. Yine de kendimi tuvaletteyken 1 sene önce çözemediğim integral sorusunu çözerken, makyaj esnasında iddaa kuponu düşünürken falan buluyorum. Anlatacağım olayın makul bir yer ve zamanda olmasından dolayı da çok mutluyum, buraya yazmak açısından. Olay ise şöyle gelişti; Okuldan eve gelirken otobüse bindim. İneceğim zaman geldiğinde kapının açılma sesiyle aklıma şu soru geldi 'ben benle sevgili olsaydım nasıl olurdu?'. Otobüsün 1 adım merdiveninden düşüyordum az daha. Gülmem geldi tutamadım. Benim huyumda suyumda bir erkek. Kanlı bıçaklı, vahşet dolu bir ilişki. Bağlanma korkusu, asabiyet, özgüven patlamarı. Şükür dedim benim karşıma benim gibisi çıkmadı, Allah yaşatmasın. Bu konuyu burada kapattım.*
 
   Ben o konuyu kapattım, daha doğrusu kapattım sanmışım. Simit alırken aklıma geliverdi birden, ya ben benden ayrılsaydım nolurdu? Çünkü önceki düşünmemde hep ilişkinin devam ettiği varsayımlarıyla düşünmüştüm. Hiç işin sonunu düşünmemiştim. Benim o güzel beynim hiç bir düşünceyi yarım bırakmadığı için bunu da es geçmemiş sağolsun.

  Ben, benden ayrılsaydım ne olurdu?

Ne olacak? Zaten çok agresif bir ilişki yaşamış olmanın verdiği sinirle bayağı bi giydirirdim kendime herhalde. Koca burunlu- Göbekliydi - Allah bana yürü ya kulum demiş, buna yürü yağ tulumu - Önünü göremezken beni görmesine şaşırıyordum açıkcası - Evde kalır o - Kalık adayı - Hiç bir şeyi unutmaz mı insan ya! **
   Düşünmesi zevkli. Allahtan sinirlenince birden giydirdiğimi biliyorum da şu üstte yazdıklarıma itimat etmiyorum. Kendimi seviyorum. Şimdi düşüncelerinizde size, sizinle mutluluklar.
Nursel BAYIR

Doğum günü yazısı :)

    Doğum günüm 21 Aralıktaydı fakat o günün yazısını anca şimdi yazabiliyorum:) Bu yazıyı yazma sebebimse bu doğum günümün gerçekten benim açımdan çok ilginç geçmiş olması. 21 Aralık günü zaten finallerden bir hafta önce, herkesin quizi var ödevi var. Felaket bir zamanlama yani. Buna rağmen doğumgünü partisi yapayım son son dedim, seneye yapmama kararı almıştım çünkü. Neyse sevgili sevdiceğim partimin hazırlıklarını yapmış herkesle akşam 8 diye sözleşilmiş falan. Biz akşam 8 oldu gittik mekana bizden kimse yok. Akılsız başın cezasını ben çektim:D Parti 8 de ise 7 buçuk diyeceksin ki millet 8 e toplanabilsin. 8 buçuk oldu saat yavaş yavaş toplandık az çok ama ortada bir sorun var(?), partide kız yok. Gelen arkadaşlarımın hepsini çok seviyorum, feminist falan da değilim ama 10 tane erkeğin arasında tek kalınca kendimi bir kötü hissettim istemsiz. Meğersem gelecek olan kız arkadaşlarımızda o sıra toplaşmaya çalışıyormuş. Onlar geldiklerinde 1 dk içinde o kötü hissiyatımın hepsi geçiverdi. 10 dk daha geç gelselerdi oturup ağlardım yeminlen :)Bütün buraya kadar her şey iyi güzel. Ya doğumgünümde arabesk nedir ya?  Geçen sene partiyi yaptığımız mekanda yaptık ama bu sene repertuarları çok değişmiş anladığım o oldu :) Yani kalkıp iki oynayamadım doğru düzgün. Gecenin sonunda jilet arayacak böğrümü parçalayıp yerlere serecek hale geldim.*
   Hediyelerimi ise çok sevdim :)
Böyle bir geceydi benim doğumgünüm de işte:) Gecenin en uzun olduğu gün doğmuşum. Finallerden 1 hafta önce;)
Nursel BAYIR

2 Ocak 2012 Pazartesi

Hapşuu


    Bir -hapşuuu- ile başlar bazen hatıra denen akım. Nefesimde bir irkilme oldu şu saatte. Işığa baktım hapşırdım. O an o hapşırma aklımı çok eski bir anıma yönlendirdi nedense. Alakasız, sevgi dolu, dost dolu.. Belki o kişinin yüzünü bile unutmuş olabilirdim, Facebook -hayatımızın gerçeği- olmasa insanların yüzünü bile unutabilirdik. Açtım resimlerine baktım tek tek, gülen sıcak gözlerini özlediğimi hissederek. Yazdıklarını okudum, hep aynı mağrur tavır, hep aynı sempatiklik. Hapşırdım ya; çok alakasız çok bağlantısız. Hatırlanmaya ihtiyacı varmış demekki.

    Ben mi?

Ben şu saatte sınavı olupta çalışmayı bu yazı için bırakan, anıları depreşen insanım. Belki hayattaki en güzel sınavlarımdan birini bu yazıyı yazarak olduğuma inanan insanım. Not; evet önemli, tekrar unutmamak için birini yazmaksa daha önemli.

   Simalar silinirse aklından, resmetmek için geç kalmışsan, yazdığını okursun...
Nursel BAYIR