Entries (RSS)

3 Aralık 2011 Cumartesi

Kendim Kaşındım


   Herkesin çeşit çeşit haz aldığı şeyler vardır. Benim de var tabi. Ama bunlardan kulağa en delice gelen hasta olmak sanırım. O gribal enfeksiyon halinde vücuttaki kırgınlık, hapşırma, ılık ılık terleme bana hep cazip gelmiştir. Küçük bir çocuk gibi birilerini başımda pervane misali dolanıyor görmek hoşuma gidiyor ya da kimse benden bir şey beklemezken yatıp uyumak...Bu işin dozunu kaçırmış olacam ki en sonunda Allah belamı verdi.*
   Vize haftasında öyle sitem ettim ki ay hasta olsaydım yataklara düşseydim de şu okula gelmeseydim uyusaydım da sınavlara girmeseydim diye. Bir de herkese dedim mi bu hastalık psikolojisini çok sevdiğimi. Millet bana deli şeyapmış muamelesi bile yaptı(!). Neyse dünden önceki gece boğazımda bir fazlalık var sanki, damağımı emdim herhalde şişti dedim. Bademciklerim alındığından beri öyle ahım şahım hastalık geçirmedim, hiç boğazım böyle şişmedi nerden bileyim hastalığın geldiğini. Dün okula da gitmedim ohh mis dinleneyim bugün dedim hay demez olaydım. Pencerem açık uyuyakalmışım. O damak şişliği sandığım şey boğaz şişliğiymiş. Anlayacağınız sağlam yattım akşama doğru hasta bitap kalktım. Öyle hafif bir şey de değil. Başım dönüyor, ateş fışkırıyor her tarafımdan, vucütta denge yok, hiç bir yerimi kıpırdatamıyorum. Misafirlerimiz de olduğundan annem arada bi odama gelip bakıp geri dönüyor kadın ne yapsın. Gece 2 gibi babam hastaneye gidelim dedi. Gittik acile doktor baktı ateşin var falan dedi. Neyin var anlat dedi. İşte boğazım ağrıyor, dengesiz vücudum, heryerim ağrıyor diye adamın başını şişirdim. Doktorda da bir muhabbet etme isteği varmış. Bir yandan ilaçları yazıyor, bir yandan öğrenci miyiz diye soruyor. 'Evet amca öğrenciyim.'. Bu muhabbet reçete için mi gerek diye aklımdan geçirirken ikinci soru geliyor, nerde okuyorsun?, Adamın muhabbet etmeye çalıştığını o an çözebildim. Hasta bitap durumda kafa beyin durmuş. 'SAÜ İnşaat Müh. de' dedim. Adam döndü baktı, zor değil mi bir bayan için mühendislik gibilerinden yaptı. 'ohuyom ben yaa' diyen çocuk gibi bir tavırla 'mutluyum ben yaa' yaptım. O zamana kadar iğneden bahsetmeyen amca bana iğne yapılmasını söyledi. Gecenin o saatinde nöbette uykusuzluk çekerken benim hem hasta hem mutlu olmama katlanamadı.
   Ve kesinlikle benden intikam aldı.**
Nursel BAYIR

30 Kasım 2011 Çarşamba

Sokak Lambaları

    Geceleri sevmek, gündüzleri sevmekten neden daha caziptir hiç anlamadım. Hani derler ya karanlık içinde bir gizem saklar diye; bence saklamaz. Çünkü benim bir gizem hissedebilmem için önce o ortam içindeki varlığı görmem daha sonra gördüğüm, düşündüğüm ve ya düşlediğim o 'şey' üzerinde kafamı yormam gerek ki o varlık benim için gizemli olsun. Yani düşünün ki gözlerininiz görmüyor, hayat sizin için karanlık. Rüyalarınız renkli olmasa, rengin ne olduğunu nasıl bilip merak edebilirsiniz ki? Renk sizin için bilemediğiniz, deli saçması bir şey olmaktan niye öteye geçsin ki? Yani bu dünyada milyarlarca insan varolduğunu savunuyor diye farkında olmadığınız bir şeye inanmanızı kimse sizden bekleyemez. Yani bence görülebilir, ya da bir şekilde hissedilebilir olan şeyler kesinlikle hissedilemez olan şeylerden daha caziptir. Örneğin ben tanrının varlığını bu evrendeki mucizeden  hissetmeseydim kim bana dikte edebilirdi bu mucizeleri. Görmeseydim, duymasaydım...

   Gecelerin bence içinde barındırdığı gizem; sokak lambaları ve yıldızlardan öteye geçemez. Yıldız deyince kimse anormal görmez belki bu örneği fakat sokak lambası abes gelebilir. Karanlık bir ortamı aydınlatma çabasının ürünü olan sokak lambaları gece içinde sevilecek nadir şeylerden biri. Biri gizem mi dedi? Vakit gece vaktiyse o gizem ancak sokak lambasının altından geçenler, aydınlattığı kaldırım taşları olabilir. Yoksa karanlık bir yerde gece kimse duvara spreyle resim çizemez, yazı yazamaz; sevgilisini bekleyen kız karanlıkta duramaz; dışarda kalanlar bile bir ışık ararlar ve bunların hepsi o sokak lambalarının altında olur.*

   Böyle odamda durmuş masamda yazı yazarken öyle ezeli düşmanlarım, vaktiyle gelecek ecelim falan olmamasına rağmen yan tarafımdaki pencereden biri kafama kaya parçası atacakmış gibi geliyor nedense. Son zamanlarda böyle bir kabus edindim kendime. Bunun olmayacağını bile bile hem kağıda hem yan tarafa bakma çabam ise şu vakitte hem güldürüyor hem düşündürüyor. Yani eğer beni bu düşünceye sevk edecek reel bir olay yoksa neden böyle bir şey düşünüyorum anlam vermeye çalışıyorum. Acaba kafasına kaya parçası atmak istediğim insanlar olduğundan olabilir mi gerçekten bilmiyorum.**

   Neyse şimdilik benden bu kadar başka bir vakit görüşmek üzere...
Nursel BAYIR